Yaklaşık 5000 yıl önce insanların atları evcilleştirdiği zamandan beri zeki ve güçlü at, insan kültürünün şekillenmesinde önemli rol oynamıştır. Sadece daha hızlı iletişim ve yolculuk olanağı sağlamakla kalmamış, aynı zamanda askeri muharebelerde kesin müttefikliğini kanıtlamıştır. İlk evcil atlar; öncelikle yemek, binmek, araba çekmek için ya da tümü için kullanılmışlardır. İnsanlık tarihinde belki de en büyük katkıyı yapmış olanlar, mütevazı işçi atlardır. Ağır yükleri her gün çekmek için yetiştirilen işçi atları, çiftçiliğin ve sanayinin çalışmasını değiştirmişlerdir. Mallar hızla uzun mesafelere taşınarak, ticaret gelişmiş ve dış dünyayla küçük bağlantıları olabilen köyler zenginleşmiştir. Benzer şekilde, kereste ve taşlar, şehir ve kasabalara taşınabilmiş, hammadde arzının tersanelere, marangozlara ve inşaatçılara doğru hızla akışı sağlanmıştır.
Atlar hayatımızın uzun dönemlerinde bizler ile yolculuk yapmış ve yine bizlere her açıdan dost olmuşlardır. Engelli insanlar için bile atlar umut ışığı olmuş, onlara olan teşekkürümüzü her açıdan hak etmişlerdir.
Eski Yunanca’da atın karşılığı olan “Hippos” kelimesi bugün dünyada kendini kanıtlamış olan “Hippoterapi” adını alan tedavi yöntemi ile hayat bulmuştur. Tarihi kayıtlara göre; at sırtına binmenin duygusal ve fiziksel açıdan yararlarının anlaşılması antik yunan dönemine dayandığı gösteriliyor. Aslında bu tedavi yönteminin ne zaman hastalara uygulandığını merak edenler çıkacaktır hiç şüphesiz. 1950’li yıllarda İngiliz fizyoterapistleri her türlü özürlü hastanın ata bindirilerek bu yöntemin uygulanarak tedavi edilinebileceğini keşfetmişlerdir. Alınan olumlu sonuçlar neticesinde; iki sene sonra Avrupa’da atla yapılan bu terapi yöntemi bazı terapi merkezlerinin kurulmaya başlanmasına zemin hazırlamıştır. Bu merkezler; 1960’lı yıllarda Amerika ve Kanada’da bu sistemin kendisini geliştirmesinde ön ayak olan diğer ülkeler arasında yer almaya başlamış. Kraliyet ailesinin desteği ile; 1969 yılında İngiltere’de özürlüler için at binme derneği kurulmuş. Aynı yılda ise; NARHA adı verilen kurum Kuzey Amerika’da yine özürlüler için atla terapi yapan gruplarının merkezi olmuş. Her geçen ay ve yıllarda bu tedavi yöntemi diğer ülkelerde ilgi görüp uygulanmaya, bazı komitelerin ve Hippoterapi biriliğinin kurulmasına neden olmuştur. 1994 yılında terapi ve uygulamaya yönelik belli standartlar oluşmasına da yardımcı olan bu sistem aynı yılda Amerikan Hippoterapi Sertifikasyon Birliği ve ilk Hippoterapi Klinik Uzmanı sınavı uygulanmaya başlanmış. Büyük gelişim gösteren bu sistem ve tedavi yöntemi; büyük ülkelerde medikal açıdan tanınmaya başlanmış ve ABD’de konuşma terapistleri, doktorlar, fizik terapistleri, psikiyatriler, ve öğretmenlerin tümü hastalarına binicilik terapilerini önermeye başlamışlar.
Hippoterapi tedavisi için özel eğitim almış uzman terapistler; öğrenme bozukluğu yaşayan hastalar ile, spastik, işitme engelli, görme engelli, ruhsal bozukluk yaşayan,hareket kabiliyetini kaybetmiş, hiperaktif gibi rahatsızlığı olan kişiler için bu sistemi kullanırlar.
Hippoterapi adı altında gerçekleşen bu yöntemde kesinlikle biniciliğin temel eğitimi verilmez. Sadece sinirsel fonksiyonları ve duyumsal girdileri geliştirici eğitim programı hazırlanır ve hastalara uygulanır. Bu tedavi yönteminde hastalara kas perdesini normalize etmek, denge reaksiyonlarını geliştirmek, baş ve gövde kontrolünü sağlamak, koordinasyon, sosyal yaşam- arkadaşlık- paylaşım gibi belirgin hedefler belirlenmiştir. Ve bu hedeflere hastaların verdiği tepkiler, cevaplar sonrasında Hippoterapi tedavisinin bu gibi hastalara ne derece önemli olduğunu göstermiştir.
Atlar insanoğlu var olduğundan beri savaşlarda, yolculuklarda, yaşam mücadelesi verilirken bile en iyi dostu olmuş, bizlere günümüzde spor hayatımızda dahi en önemli görevleri üstlenen partnerimiz olurken; poloda, engel atlamada, atlı dayanıklılık müsabakalarında, dresajda, voltijde vs… hayatımızın her anında ve alanında bize destek olmuş bizimle yol almış, bizimle kazanmış, hayatımızın tüm evrelerinde bizler ile mücadelesini sürdürmüşlerdir.
Atlar karşımıza geçip bizleri eleştirmezler, sıkılıp bizlere küsmezler, bizleri suçlamazlar. Onlar dostları bildikleri insanları; bizim gibi konuşamasalar da yürekten hissederler, dinlerler, hareketleriyle cevap vermeye çalışırlar. Biz insanoğlu atların dostu olabiliriz ama bir gerçek var ki asıl dost atların uzun zamandan beri bizlerin yanında yer alarak asıl onların bizim dostumuz olduğudur. Atları yakından tanımak, engelli hastaları olan insanları bu yönde tedavi ettirmek ya da en azından daha detaylı bilgi almak isteyen tüm okuyucularım için Tulya Binicilik Akademisi yolunu tuttum ve bu konuyu araştırdım.
Tulya Hanım için atlar gerçekten bir yaşam biçimi haline dönüşmüş ve bu başarılı isim, yıllardır binicilik sporu için uğraşarak sonunda istediği noktaya gelmiş. Türkiye’deki biniciliği dünya ülkeleri arasında hak ettiği yere getirmek için emek veren eski milli bayan binicimiz Tulya Kurtulan, bu idealiyle yaşamış ve profesyonel olarak 1999 senesinde Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek “The Pony Club’ı”; 3-15 yaş arası çocuklar ile tanıştıran ve bu kurumu kuran kişi olmuş. İlerleyen senelerde “Tulya Kurtulan Binicilik Akademisi” ve son olarak ise Türkiye Binicilik Federasyonu’na bağlı olan “Tulya Kurtulan Atlı Spor Kulübü” atçılıkla, binicilikle ilgilenen kişilerin bu sporu ister profesyonel olsun ister hobi olsun, kapılarını at ile ilgilenen tüm misafirlerine sonuna kadar açmış.
Bu üç ayrı kurum elbette ki farklı hizmetler ile karşımıza çıkıyorlar. The Pony Club; 3-15 yaşlar arasındaki çocukların biniciliği at sahibi olmadan severek başlamalarını ve bu sporu pahalı bir hobi olmadığını gösteren, biniciliği pedagojik yaklaşımlar ile bu çocuklara eğitim çerçevesi içerisinde öğreten bir kurum. Tulya Hanım; 1999 senesinde The Pony Club’ı açtığı zaman ülkemizde çok genç potansiyel biniciler olduğunu önceden biliyormuş. Ancak atlara aşık, at sevgisi ile yanıp tutuşan gençler olması kendisini bir hayli şaşırtmış ve ideallerini gerçekleştirmesi için bu işe daha sıkı bağlanmasına neden olmuş. Daha ilk senede 300 öğrenci ile çalışmalar yoğun olarak başlamış, devamında bu sayı 5-6 sene içerisinde 1000 ile 1500 rakamına ulaşmış. 1500 öğrencinin sertifika alıp bu sayının %20’sinin sahalarda koşup milli takımlara seçilmeleri ise bu kurumun ne kadar başarılı ve disiplinli çalıştığının göstergesidir diye düşünüyorum.
2003 yılında kurulan Tulya Kurtulan Binicilik Akademisi; bu sporun daha disiplinli, daha profesyonel açıdan ve bu yönde amaç hedeflemiş binicilerin ilerlemesine olanak sağlamış ayrı bir kurumdur. Burada öğrenciler E’den başlayıp A’ya kadar devam eden 8 yıllık yoğun bir programdan geçiriliyorlar. Bu eğitimin amacı; binicinin sıfırdan başlayarak hem kişilik, hem psikolojik, hem fiziksel açıdan kendini geliştirmesi ve seçtiği atlı spor dalında hedeflerine ulaşmasında yardımcı olmaktır. Öğrencilerin kendi programını yapmasına olanak tanıyan bu eğitim sürecinde sene sonunda yapılan sınav sonrasında elde ettiği başarıya bağlı olarak sertifikalarını alıp bir üst sınıfa geçmeye hak kazanıyorlar. Bu sıkı eğitim sırasında bazı organizasyonlar ve müsabakalar yapılması ve çocukların bu organizasyonlara katılması onların katılacakları diğer yarışmalara daha az heyecanla ve yarışmayı temiz bitirmelerini sağlıyor.
Son olarak çok yeni hizmete açılan bir diğer kurum olan Tulya Kurtulan Atlı Spor Kulübü; her yaşa hitap eden ve bu sporu daha yakından takip ederek uygulamak isteyen at aşığı olan tüm sporculara sadece bir kez kayıt yaptırarak 3.000 ytl karşılığında ömür boyu bu kulüpten yararlanmalarını sağlıyor. Tulya Hanım; kayıt ücreti dışında kulüp atı ile çalışma esnasında vereceğiniz ders ücreti ve atınız var ise aylık bakım masrafı dışında başka hiçbir ücret ödemeden buradan faydalanabileceğinizi belirtti.
Belirtmeden geçemeyeceğim çok önemli bir başarıyı, bu konu hakkında bilgi sahibi olmayan kişileri bilgilendirmeyi kendime borç biliyorum. 25-27 Ağustos ayında Romanya’nın Bükreş şehrinde düzenlenen Balkan At Terbiyesi(dresaj) Şampiyonasına katılan 8 kişilik Yıldız milli takımımızın 7 binicisi, tarihinde ilk kez olarak Balkan Şampiyonu oldu. Ülkemizi temsil eden ve bu alanda;4’ü altın, 2’si gümüş, 6’sı bronz madalya alarak bir ilke imza atan binicilerimizi ben tekrar tebrik ediyor ve diğer önemli müsabakalarda da bizi aynı sevince boğacaklarına inanıyor ve onları yürekten destekliyorum.
Bu tesisde her türlü aktivite mevcut. İster hippoterapi olsun ister biniciliğin temel eğitimleri, herkesin kendinden bir parça bulabileceği çok yönlü bir merkez olduğu gerçeğidir. Bu anlamda belki çocuğunuzu gelecekte milli takımda yer almasını sağlayacak, kendi zevkinize uygun atlı spordan yararlanabilecek ve yine sizin isteğiniz doğrultusunda kulübe üye olarak farklı insanlar tanıyarak sosyal çevrenizi genişleteceksiniz. Üstelik şehirden çok uzaklara gitmeden de bu aktivitelerden rahatlıkla faydalanabilir, doğanın ve atların içerisinde negatif enerjinizi burada terk edip amacınıza ulaşmış olursunuz ve haftanıza ya da gününüze pozitif enerji doldurup tesisten gülen yüzler ile ayrılırsınız.
TKBA İLETİŞİM BİLGİLERİ
Gümüşdere Köyü Bahçeköy orman Yolu Sarıyer/İstanbul
Tel: 0212 203 83 32- 203 86 39
Fax: 0212 203 85 47
www.tkba.com