Binicilik ile ilgilenen insanlar ne zaman kültür gezisine çıksalar, gittikleri bölgelerde atla safari yapılan tesisleri ararlar. Onları bulduklarında da gezilerini at sırtında yapmayı ihmal etmezler çünkü kültür gezisini at sırtında yapmak demek o gezinin adrenalin dolu geçeceği anlamına gelmesi demektir.
Ben de bir hafta sonu kısa kültür gezisi yapmak üzere sırt çantamı aldığım gibi Kapadokya yolunu tuttum. Kapadokya Pers dilinde kelime anlamı olarak “Güzel Atlar Diyarı” anlamına geliyor. Roma döneminde Kapadokya’nın kısrakları öylesine değerliydi ki, bu kısrakların satışları üzerinde özel bir vergi uygulanıyordu. O güzel atlar çok uzun zaman önce bu topraklarda yaşamış olsalar da bu isme layık olmaya çalışan Akhal Teke isimli at çiftliğine uğramadan, at binmeseniz de bu atları ziyaret etmeden ve bu heyecana ortak olmak isteyenler için söylüyorum; Kapadokya’yı yıllardır burada yaşayan atların sırtında gezmeden, sakın uçağınıza binmeyin derim.
Akhal Teke at çiftliğine girdiğimde ancak sadece atların sesini duyabiliyordum. Sanki bu atlar bana hoş geldin dercesine kişniyorlardı. Hızla atların seslerinin geldiği yöne doğru yürürken ahırların bitişiğinde bulunan padoktaki kısrakları gördüm. Padoğa yaklaşıp önce onları uzun uzun okşadım. Daha sonra havanın da güzel olmasını fırsat bilerek saatlerce fotoğraflarını çektim. Bu güzel atlar sanki fotoğraflarını çektiğimi bilerek bana adeta poz veriyorlardı. Zaman zaman padoğun içerisinde çifteler atıyor, zaman zaman yerde yuvarlanıyorlardı. Bir anne oğul vardı ki gerçekten görülmeye değerdi. Güneşin pırıl pırıl olduğu bu güzel günde, küçük tay annesinin yanından ayrılmadan bir sağa, bir sola sıçrıyordu. Hani hepimizin yakından tanıdığı siyah inci var ya; işte bu küçük canavar da aynı bu ata benziyordu. Simsiyah bir beden ve alnında küçücük beyaz lekesi size kendini aşık edebilir boyutta gerçekten. Yumuşacık bebek tüyleri hala dökülmemişti, aksine bu tüyler kış için hazırlık yapıyorlardı. Ben onların aralarına dalmışken arkamdan doludizgin geçen iki yağız (siyah at) aygır otlağa doğru koşmaya başladı ve arkalarında oluşan yoğun toz bulutunun arasında kalmama sebep oldular. İkisinin birbiri ile yarışırcasına koşmalarını seyretmenizi çok isterdim. Gözüme kaçmış tozları temizlemeye çalışırken; aralarındaki kısa rekabeti hem seyrediyor hem de deklanşörüme hızla basıp bu güzel kareleri ölümsüzleştirmeye çalışıyordum. Onlar otlakta otlarlarken ben de bir mola verip çiftliğin restaurant bölümüne geçip zil çalan karnımı doyurmaya karar verdim.
Avanos’ta bulunan Akhal Teke at çiftliği sahibi Ercihan Dilari bu hayaline sadece bir at ile başlamış. Zamanla at sayısı üçe, daha sonra altıya ulaşmış. Bu atlar ile bölgeye gelen yerli yabancı turistlere rehberlik yapmış. Ercihan Bey’in at sevgisi ve tutkusu onu zamanla profesyonel düşünmeye teşvik etmiş ve günümüze kadar getirmiş. Akhal Teke çiftliğinde şimdilerde tam tamına elli at yaşıyor. Özellikle Amerikalıların geldiği bu güzel tesiste turistler hem spor yapıyor hem de bu bölgeyi karış karış geziyorlar. Düzenlenen bu turlar neredeyse 18 yıldır yapılsa da ne yazık ki yabancı turistlerin ağırlıklı olarak rağbet göstermesinden dolayı çoğumuzun bu güzel yerden haberi yok. Elbette buraya gelen herkesin binicilik bilgisi olması gerekmiyor ama 6-7 saatlik arazi turlarına, daha önce hiç at binmemiş bir misafir için bu gezinti hayal olarak kalıyor. Ancak at binmeyi hiç bilmeyen misafirlere Akhal Teke at çiftliği içerisindeki kum pistte 15 dk’lık kısa turlar yaptırılıyor. Hiç bilmeyenler bile bu güzel yere gelip at binmeden bölgeden ayrılmıyorlar.
Akhal Teke ismi nereden geldiğini merak edip çiftlik sahibi Ercihan Bey’in Kızı olan Tuğba Dilari’ye sordum. Tuğba Hanım; Akhal Teke atının has Türk atı olduğunu ve bu cinsin Arap atı kadar dayanıklı olabileceğini, hatta çölde develerden sonra gelen en güçlü at olduklarını, günlerce aç, susuz çölde sahibine eşlik edebileceklerini dile getirdi. Akhal Teke cinsi atının bölgede toplam kaç tane olduğunu sorduğumda da Tuğba Hanım, Türkiye’de bu at cinsinin sadece 3 tane kaldığını üzülerek belirtti. Kısrak olanın bu çiftlikte, diğer ikisinin de sahiplerinde olup iğdiş olduklarını söyledi.
Onlar yıllardır bu işi yapıyor ve ileriye dönük birçok projeleri var. En yakın olanı ise çiftlikte konaklamaya yönelik inşaatın başlaması. Zaten böyle güzel bir çiftlikte at binip yorgun bedenlerin buradan ayrılması yanlış olur. Hayal edin; atlar ile günlerce Kapadokya’yı geziyorsunuz, geceleri çadır kurup Güzel Atlar Diyarı’nda o güzel atlar ile kısa süreliğine zaman geçiriyorsunuz. Bindiğiniz at sizin en yakın dostunuz oluyor. Ama yaşanılan her güzel anın sonuçlanması kaçınılmaz. Bu yüzden çiftlik sahibi Ercihan Bey buraya gelip atları ile daha sık zaman geçirmek isteyen insanlar için bu konaklama projesini gerçekleştirmeye karar vermiş. 2007 yaz sezonunda Akhal Teke at çiftliğinde siz at tutkunları; günün erken saatlerinde atların kişnemeleri ile uyanacak, güzel bir kahvaltı ardından yine onlar ile uzun bir Kapadokya turuna çıkacak ve dönüşte padok manzaralı restaurantta film seyreder gibi atları gözlemleyerek yemeğinizi yiyecek, ardından şarabınızı yudumlayacak ve zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız. Belki de buraya ve bu güzel atlara öyle aşık olacaksınız ki buranın müdavimleri haline dönüşeceksiniz.
Kapadokya dediğimiz zaman hepimizin aklına gelen ilk karakteristik özellik “Peribacaları” olur hiç şüphesiz. Kapadokya’nın yüzey şekilleri 30 milyon yıl öncesine dayanıyor. Günümüzdeki son halinin oluşumunu ise; yanardağ patlamalarının bölgeyi kül tabakası ile kaplaması sayesinde olmuştur. Bu kül tabakası daha sonra, katılaşarak tüf adı verilen kolay aşınabilir bir malzemeye dönüşmüştür. Tüf zamanla aşınarak Ürgüp civarındaki şapkalı peribacaları günümüzdeki son görünümlerine ulaşmışlardır. Bizlere düşen ise; onların eşsiz güzelliklerini fotoğraflamak kalıyor sanırım.
Peri bacalarından bahsetmişken herkesin kolaylıkla görebileceği bir doğa harikasından bahsetmek istiyorum. Bu peribacasının diğerlerinden farkı; görünüm olarak deveye benzemesi. O yönde ilerlerken motorunuzu durdurup onu fotoğraflamanız, hem de bu olağanüstü doğal güzelliğe hayran kalmanız kaçınılmaz diye düşünüyorum. Büyüleyici doğal oluşumları görmek için adresleriniz; Ürgüp, Göreme, Nevşehir olsun.
Biraz da yeraltı kentlerinden bahsetmek istiyorum siz sevgili okuyucularıma. Tüf yumuşaklığı ile kolayca kazılarak barınak haline getirilen yeraltı kaynakları; zamanında insanların yaşam alanları haline dönüşmüşler. Bu yaşam alanları içerisinde de; ahırlar, kuyular, havalandırma sistemleri, kiliseler ve ambarlar da varmış.
Kapadokya’ya geldiğinizde mutlaka Karanlık Kilise’sini, Elmalı Kilise’yi, Kızlar Manastır’ını görmeden evinize dönmeyin. Neden mi? Çok kısa bahsetmem gerekirse; Kızlar Manastırı’nda kaya içine oyulmuş bir yapı gözünüzde canlandırın. İşte bu yapıda eskiden keşişler yaşarmış ve burada çalışırlarmış. Dışarıdan bakıldığında baştan aşağı küçük küçük penceler vardır. Üst odalara nasıl çıkarlardı sorusunu da anlatılanlara göre; bir merdiven veya bir tür yapı iskelesi yardımı ile ulaşıldığı sanılıyor. Karanlık Kilise ise; İsa’nın göğe yükselişinin tasvir edildiği freskler bulunuyor. Elamlı Kilisesin’de yine muhteşem freskler göze çarpıyor. Ayrıca kayaların içine oyulmuş kaya kilisesini süsleyen olağanüstü freskler de Hristiyanlık dininin ne kadar güçlü olduğunun kanıtıdır demeden geçemeyeceğim. Hepimizin bildiği gibi buranın en büyük gelir kaynağı hiç kuşkusuz turizm olmasıdır. Turizm dışında; tahılın, üzümün, bitkisel yağ, şarabın ve şekerpancarı üretimi de ülke genelinde büyük bir paya sahiptir.
Zaman zaman bazı dizi çekimlerine de ev sahipliğini yapmış bu güzel atlar diyarı… Hepimizin severek izlediği Asmalı Konağı ziyaret etmeden buradan ayrılmak yanlış olur diyorum ve Yunak evlerinin yakınında bulunan konağın yolunu tutuyorum. Yunak evleri demişken; atlamadan geçemeyeceğim bu Hotel; Ürgüp’ün görülmesi ve hatta konaklamadan gidilmemesi gereken olağan üstü bir yer. Toplamda 29 odası bulunan Yunak Evlerinde yaşarken kendinizi zamanda yolculuk yapmış gibi hissedeceksiniz. Burada konaklama ücretleri hakkında bilgi vermem gerekirse; standart odalar için, iki kişilik her şey dahil kdv fiyatı 140$, suit odalar için yine her şey dahil kdv 200$ olarak belirlenmiş ve siz misafirlerine sunulmuş. Nisan, Mayıs, Eylül, Ekim aylarında yoğun olarak çalışan Yunak Evleri Müdürü Hüseyin Tiryaki şimdiden 2007 rezervasyonlarını almaya başladığını söyledi. Sevgili okuyucularım; siz siz olun Kapadokya’ya gelip de Yunak Evlerini görmeden hatta konaklamadan geri dönmeyin.
Dizilerden bahsetmişken biraz da Akhal Teke atlarının kullanıldığı Dede Korkut Destanı çekimlerinden bahsetmek istiyorum. Atilla Candemir’in yönettiği ve oyuncularının Murat Sergen, Işıl Sergen, Demir Karahan gibi tanıdık simaların rol aldığı 12 bölümden oluşan bu önemli sinema filminin üniversitelerde gösterileceğini belirtmeden geçemeyeceğim.
Kapadokya’yı belleklerinize rahatlıkla kazıyabileceğiniz Üçhisar Kalesini, Göreme Vadisi ile renkli fresklerinin ünlü kiliselerin bulunduğu Açık Hava Müzesini, dünyaca ünlü Peri Bacalarını, Pembe vadi olan Derbent Vadisini gezmeyi unutmayın. Eve dönerken bu güzel atlar diyarına ait yöresel el emeği malzemelerini yanınızda götürmeyi ve bol bol fotoğraf çekmeyi ihmal etmeyin. Unutmayın fotoğraflar geçmişte bizleri yaşadığımız tarihe götürür ve tıpkı o an yaşadığımız duyguları yaşatacak güce sahiptirler.
Bir gün sevdiğiniz biri ile ya da tek katılacağınız kültür turları için araştırma yaparken sakın Güzel Atlar Diyarı’nı gözden kaçırmayın. Buraya gelip de Akhal Teke at çiftliğine uğramadan ve bu bölgedeki doğal güzellikleri at sırtında gezmeden evinizin yolunu tutmayın diyorum.