Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

Bu sefer yolum İzmir’e düştü ve yine sizler için gezdim, gördüm, araştırdım. Tabi benim amacım binicilik ile ilgili bilgi toplamaktı. Ama gittiğim yeri gezmeden, insanları ile sohbet etmeden eve dönmek, gidilen o kadar yola haksızlık olur diye düşündüm, aldım fotoğraf makinemi elime ve gezdiğim yerleri ölümsüzleştirmeye başladım…

Bilindiği üzere İzmir ülkemizin 3. büyük ilidir ve buraya bağlı olan 28 ayrı ilçe bulunmaktadır. Bunlardan bazıları; Karşıyaka, Buca, Urla, Bornova, Balçova, Torbalı’dır … İzmir doğal kaynakları, tarihsel ve kültürel değerleri ile ünlüdür. Bunlar dışında İzmir’in yemekleri de meşhurdur hepimizin bildiği gibi. İzmir köftesi başta olmak üzere, tarhana çorbası, keşkek, zerde, sura, papaz yahnisi, kol böreği, kaymaklı dondurması ve daha niceleri yediğimizde parmaklarımızı ısırtacak cinsten gerçekten.

İzmir’i kısa da olsa gezdikten sonra yolumu yine atlara doğru çeviriyorum nihayet. Buca’da bulunan İzmir Atlı Spor Kulübü’nü ziyaret ediyorum. Beni oldukça hoş karşılayan yetkili kişiler ile sohbete dalıyorum. Dışarıda hava buz gibi olmasına rağmen, içerideki atmosferin ve sıcak sohbet sayesinde üşümeyi biraz olsun unutuyorum ve bu kulübün kısaca tarihini öğreniyorum.

İzmir Atlı Spor İhtisas Kulübü 1930’da birkaç at severin girişimi ile bugünkü alanda ilk temelini atmış ve ilk resmi kuruluşunu 1965 yılında tamamlayarak Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğün’ce tescil edilmiştir. Sn Turgut Koyuncuoğlu, Sn Nevzat Özgörkey, Sn Ünal Atalay, Sn Galip Fesçi, Sn Nihat Bingöl, Sn Levent Erdoğan ve son olarak Sn Zekai Oral heyeti ile yeniden 17 Temmuz 1986 yılında kuruluşunu yenileyerek çalışmalara devam etmiştir.

Avrupa destekli temasları sonucunda Brüksel Binicilik Kulübü ile kardeş kulüp ilişkisi kurmuş olan İzmir Atlı Spor Kulübü Türkiye ve Balkan Şampiyonalarında önemli dereceler elde etmiştir. Ayrıca her yıl Cumhuriyet kupasına ev sahipliği yaparak ismini duyurmuştur. Her sene Cumhuriyet Kupası ile birlikte İzmir Atlı Spor Kulübü binicilik sporunda kendini kanıtlamış başarılı biniciler olan ünlü simaları ağırlamanın da sevincini yaşıyor. Bu önemli isimlerden bazıları; Sevil Sabancı, Armağan Özgörkey, Serra Önkal, Sencer Can, İskender Pisak…

Bu kulüpte yetişen ve yaşları oldukça ufak olan ancak buna rağmen müsabakalarda çok iyi performans sergileyen genç biniciler ile ilgili kısa bilgiler aldım. Her ikisi de binicilik sporu ve at aşığı pırıl pırıl gençler. Abdullah Dedebal (10yaş), Cem Özbelge(14 yaş).

Kulübe bağlı olarak toplamda 7 at var ve diğer 40 at ise sahipli olan pansiyoner atlar. Pony kulübü de şu anda faaliyette ve ana okulundan, ilköğretim okulundaki öğrencilere, hatta zihinsel engelli çocuklara bile hizmet vermenin sevincini yaşıyor. Bu kulüpte küçük çocuklara at sevgisini aşılamak öncelik amaçlardan biri. Bunun dışında elbette hepsi bu sporun temelini burada alarak sosyal çevrelerini de ebeveynleri ile birlikte genişletiyorlar. Çocuklar eğlenirken, aileler de farklı ortamda sohbet etmenin tadını çıkartıyorlar. At binen çocuklar; evde daha huzurlu ve bilgisayar oyunlarından uzak mutlu bir birey oluyorlar. Ayrıca kulüpte ayda iki kez olmak üzere binicilerin müsabakaya alışması için teşvik yarışmaları düzenleniyor ve bu müsabakalara halkımızın da davetli olduğunu hatırlatıyorum siz sevgili at severlere.

Bu kulübe üye olmakta imkansız değil hatta oldukça makul göründü benim gözüme. Üyelik 1000$ olarak belirlenmiş ve bu ücretle 4 kişilik aile rahatlıkla her şeyden faydalanabiliyor. Üye olan kişi bunun haricinde senede 225 YTL aidat vermesi yeterli. Eğer atınız var ise o zaman aylık 600 YTL’yi de gözden çıkarmanız gerekiyor. Tabi bu ücrete atınızın yemi, bakımı gibi masraflara dahil olduğunu söylemeliyim. Yalnız yönetim, bu ücreti yakın bir zamanda düşüreceklerini dile getirdi, benden de size iletmesi düşüyor bu durumda…

Bir gün İzmir’e yolunuz düşer ise ya da burada yaşamaya karar verir iseniz ve at tutkunuyum diyor iseniz hiç düşünmeden İzmir Atlı Spor Kulübü’ne gelip üyeliğinizi gönül rahatlığı ile yapabilirsiniz. İçinizdeki at sevgisi hiç sönmemesi dileği ile hoşça kalın.

İletişim Bilgileri: Atadan cad. no:126  Buca/İzmir 0232 487 31 95

  

ATLAR İLE TATİL

Herkese Merhaba;

Bir yer düşünün; doğanın içinde yemyeşil bir arazide, korna sesi olmadan, egzos havası solumadan, birbirleriyle kavga eden insan kitlesi olmaksızın, at kişnemelerinin, kuş seslerinin, mis gibi çiçeklerin koktuğu bir ortamda hayal edin kendinizi. Hatta ve hatta hayal etmeyin en kısa sürede Antalya uçak biletinizi ayırtın ve Berke Ranch Hotel’e rezervasyon yaptırıp ruhunuzu özgür bırakın.

Burası öyle bir yer ki anlatmakla bitmez sadece yaşanır. Ben kısa süreliğine de olsa burayı gördüm ve aşık oldum diyebilirim. Antalya havalimanına geliyorsunuz ve Berke Ranch ekibi sizi sımsıcak gülümsemesiyle karşılıyor. Keyifli 1 saatlik araba yolculuğundan sonra bu güzel tesise gelip içeri adımınızı atar atmaz sırtınızdaki yükü, toplantı sonrası iş stresinizi, ödenecek tüm faturalarınızı, ya da alacaklarınızı geride bırakıyor ve Berke Ranch’in gizemli doğasına ve atlarına aşık oluveriyorsunuz. Burası öyle bir yer ki çalışan elemanlarından tutun, atlarına, yemeklerinden, doğasına kadar her şey en ince detayına kadar düşünülmüş.

Burayı rüyanızda gördüğünüz,  içinde atlarında olduğu bir yer olarak hayal edin. Sürekli görevde bekleyen uysal atlarıyla tanışın. Onlarla safari turuna çıkın. Safari turuna çıktığınızda Antalya’nın eşsiz doğasına aşık olacaksınız. Hele bir de atlarla dolu dizgin gittiğinizde, atların birbirleriyle yarışarak koştuklarında kalbiniz o kadar hızlı atacak ki, o kadar çok heyecanlanacaksınız ki sanki kendinizi bulutlarda hissedeceksiniz. Tekrar tesise vardığınızda da size arkadaşlık eden bu güzel canlıya sizi bu kadar iyi hissettirdiği için ona teşekkür edeceksiniz.

Bu güzel mekanı daha yakından tanımak mı istiyorsunuz? İşte mekanına ve atlarına hayran kalacağınız Ayberk Bey ile olan söyleşimiz.

 Merhaba Ayberk  Bey.  Bize atlarla ne zaman tanıştığınızı ve bu spora nasıl başladığınızı anlatır mısınız? 

1992-1993 senesinde babamın at çiftliğine olan merakımla başladım. Ve ilk at binmem o senelere dayanır. Atçılığı manej içerisinde tercih etmeyip doğada arazi binişleri yaparak at safari dediğimiz organizasyonları gerçekleştiriyoruz. Benim de at binme  tecrübem  ve atçılığım da bu konuda gelişti. Daha ziyade turizmle entegre  olduğumuz için manej atçılığı değil,  arazi  atçılığı yani at safari dediğimiz atçılığı gerçekleştiriyoruz burada.

  Berke Ranch’in kurulması ve gelişim sürecinden kısaca bahseder misiniz? 

1992-1993 senesinde arazinin alınıp 1994-1995 senesinde de şirketin  kurulup inşaatına başlanmasıyla gerçekleşti. 18 dönümlük arazi üzerine kurulmuş bir tesis. 1997 senesine kadar arsanın inşaatının %75’lik kısmı bitti  ve daha sonra 1997 de babamın vefatı üzerine Berke Ranch’i bir işletmeciye vermek durumunda kaldık. Kendisi de burayı kiracımız olarak 2002 senesine kadar  işletti. 2002 senesinden sonra mülk sahibi olarak ben ve ablam Yeşim Çınay burayı geri aldık. Ve büyük bir yatırım yaptıktan sonra 2002 senesinden beri aile şirketi olarak işletiyoruz. 2003 senesi ağustos ayından itibaren de işletmenin sahibi olarak  ben varım.

 Çok güzel ve özenle yapılmış olan bu tesisin  konaklaması  ve fiyatları hakkında bilgi verir misiniz? 

Tesis bünyemizde toplam 29 odamız var. Bunların 26’sı standart oda. 2’si suit oda, 1 tanesi de balayı suiti olarak tasarlanmıştır. Burada 70 kişiye kadar çıkan grupları misafir edebiliyoruz. Fiyatlarla ilgili bilgi vermem gerekirse;  tesisimizde yarım pansiyon  gecelik tek kişi hizmet bedeli 50 euro olarak belirlenmiş olup vergiler bu fiyata dahildir. Ancak bunun üzerine geliştirilen programlar var. Bunlar  haftada 15 saat at binmeden, haftada 28 saat at binmeye ve haftada 35 saatlik haftalık programlarımız mevcut. Bunları daha ziyade yurt dışındaki misafirlerimize satıyoruz. Ama yurt içinde de bunun pazarlanması ve yurt içinde de buna olan  talebi artırmak için çalışmalarımız sürdürülüyor. Bunlar haricinde at sahipleri fazla gelirse günlük konaklamalarda 1 saat ya da günlük 2 saat at binmede programın içine dahil edilebiliyor.

 Atla safari yapmak isteyen gruplar nerelere götürülüyorlar? Bize biraz parkurlarınızdan bahseder misiniz? 

Tarih olarak çok Eski Likya, Bizans ve her türlü medeniyete kucak açmış bir yer burası. Burada gezilen görülen her yer tarihte önemli damgası olan yerler. 6 tane değişik parkurumuz var. Bu parkurlar 1 saatten başlıyor 7-8 saatte kadar çıkabiliyor. Bununla beraber bu yıl başlattığımız Türkiye’de ilk defa yapılan bir hizmet var. Bunu açmak gerekirsek; haftalık turun 4 gününü tesiste geçirmek  3 gününü yaylada köy evlerinde geçirmek ve değişik köy evlerinde 3 gece 4 gününü at binerek geçirmek ve her gün 6-7 saat at binmek anlamına geliyor. Misafirlerin konakladıkları köy evlerinde de nostaljik köy hayatını onlara yaşatıyoruz. Orada teraslarda, ya da grup halinde odalarda kalıyorlar. Ortak wc kullanıyorlar. Çünkü misafirin istediği bu.  Misafir yerli misafir gibi lüks ve medeniyet istemiyor. Onlar daha çok anti medeni olan şeyleri seviyorlar ama temiz olmak kaydıyla ama hijyen olmak kaydıyla ama her şeyin fonksiyonel olması kaydıyla bunları istiyorlar. Bu da bu sene bizim ilk olarak gerçekleştirdiğimiz programdır. Yabancılardan büyük bir ilgi var. Yerlilere de bu atlı tüm programları tanıtmak için elimizden gelenleri yapacağız. Biraz parkurlardan bahsetmemiz gerekirse eski mabet dediğimiz taş yığını olan, kemerin deniz seviyesinden 600 m yukarıda kurulmuş bir yer var. Parkurlardan birinde buraya götürüyoruz misafirlerimizi. Arkada tahtalı Dağı’nın 2360 m zirvesi görülüyor. Ön taraftan Kumluca’dan Antalya’ya kadar olan tüm sahil görünebiliniyor. Bir diğer parkurumuz ise; Yörük dediğimiz insanların yaşadığı elektriği olmayan orada kendi koruma alanlarında arsaları olan ve yüzyıllarca nesilden nesile yaşayan Yörük ailesi var. Onları ziyaret ediyoruz. Burada misafirlerimize çay ikram ediyoruz. Oradaki sistemi ve hayvanları görüyorlar ve bu yabancılar için oldukça değişik bir alternatif oluyor. Parkurlardan bir tanesinde dağın tepesinde yüksekte  doğal oluşmuş bir gölet var. Nisan- Mayıs- Haziran aylarının ortasına kadar ve Eylül- Ekim dönemlerinde bu gölet dolar. Bu gölete devamlı da bir su akar ve burayı ilk gören her misafirimiz için vazgeçilmez parkurlardan biri olma özelliğini de taşır. Buraya gelip atlarımızı bağlar ve serinlemek için bu suya gireriz. Atlar dinlenirken bizlerde burada keyifli bir mola vermiş oluruz. Diğer parkurumuz olan  İkiz Kayalar etrafından tur atılır. Alaca su dediğimiz bir koy var. Orada doludizgin gidilir ve yine mola vermek için atlar bağlanır ve denize girilip tekrar yola konulur.

 Ben buraya atımla gelip öyle  tatil yapmak istiyorum diyen misafirlerinize söylemek istedikleriniz neler? 

Elbette bu kişilere kapılarımız sonuna kadar açıktır. Bu misafirlerimizin atlarını pansiyonda konaklaması halinde aylık 250-300 euro civarında bir ücret talep edilerek ve bunu haftalık bir şekle getirip kişiyi elimizden geldiği kadar memnun etmeye de çalışırız.

 Sanırım bu tesiste atlarla yapılan aktiviteler dışında yapılabilecek oldukça fazla organizasyonlar oluyor. Bunlardan bahseder misiniz? 

Burası konsept ağırlıklı bir yer. Trekking misafirleri geliyor. Etrafta yine bu tarihi parkurlarda trekking yaparak konaklıyorlar. Bisiklet grupları geliyor. Kongre seminer yapmak isteyen kapalı  gruplar geliyor. Alacart restaurantımız var. Kapasitesi ise; 100 kişiliktir.Dışarıdan gelenlere alacart hizmeti verebiliyoruz. Bunun gibi çok çeşitli türlü türlü aktivitelerle hizmet verebiliyoruz.

 İleriye dönük,  gelişmek anlamında hayalini kurduğunuz projeleriniz var mı? 

Bu anlamda yapmak istediğim hayallerim var. Bunu acenta olarak yapmak istiyorum.  Türkiye ve Rusya’yı kapsayacak, oradaki at sevenlerine benim tarzımdaki dünyanın dört bir yanında bulunan ranch otellere göndermeyi hedefliyorum. İşin arz eden kısmı değil de müşteriyi bulup gönderen acenta kısmını yapmak istiyorum. Zaten yabancı bir ortakla sözleşmelerimizi imzaladık. Herhalde kısa bir dönemde bunları gerçekleştireceğiz. Ranch Hotel işletmecisi olarak da benim İstanbul’da ilk etapta daha sonra da Ege Bölgesinde Ranch Hotel şubesini açmak istiyorum. Çünkü sadece Almanya’da 5000 tane Ranch Hotel var. Türkiye’de bunun örneklerini çok az sayıda görüyoruz. Biz;  atı, denizi, doğayı ve ormanı veren tek işletmeyiz. Çünkü diğer işletmelerde coğrafi bölgeden dolayı  ötürü, bu 4 ana unsuru veremiyorlar. Biz misafiri on dk sonra denize sokabiliyor, on dk sonra ormanın tepesine çıkarabiliyoruz  ve yine on dk sonra kayak bile yaptırabiliyoruz. Bu manada bunları  gerçekleştirebilen  bizden başka bir tesis yok. Benim amacımda Türkiye ve yurt dışında bu Ranch Hotel zincirlerini açmak hedeflerim arasında yer alıyor.

 Tesis misafirlere yaz sezonunda kapılarını açıyor . Peki yakın gelecekte kış sezonunda da misafir kabul edecek misiniz? 

Esasında at biniciliği  Antalya’nın mevsimine göre kışın da açık olması gerekir. Ancak daha çok yurt dışı misafirleri için çalıştığımızdan ve  yurt dışı acentalarıyla çalıştığımız için Türkiye’de henüz manej atçılığının  bitip at safariye yönelmesi gerçekleşmediğinden yurt dışından da global turizm anlayışıyla bir yüksek  bir düşük sezon olduğu için yüksek sezon yani 1nisan 1 kasım  arasında uçak seferlerinin arttığı dönemde biz global olarak turizm arttığı zaman dolabiliyoruz. Kışın günlük tur bazında ve cafetarya bazında hizmet verebiliyoruz. Ancak kışın restaurant ve konaklamamız açık değil.

  Sizce dünyada biniciliğin bizden önde olmasının sebepleri nelerdir? 

Dünyada binicilik yayılmış vaziyette. Bizde binicilik hala maddi açıdan refahta olan zümrenin tekelinden ileriye gidemiyor. Çünkü biz Osmanlı döneminden beri 1000 ve 1300lü  yıllardan beri at binmeyi kültür olarak edinmiş olmamıza rağmen zaten başka bir taşıma aracı yada savaşma aracı da olmadığı için biz atı ihtiyaç olarak kullanmışız. Ancak bir zaman sonra atçılık spor haline gelince engel ve dresajda diğer ülkeler bu atlı sporlara  gerekli önemi  vermeye başladılar. Çünkü onların rehaf düzeyleri de yüksek. At sporu şu anda refah düzeyi yüksek olmayan bir insan ve kitle tarafından yapılabilir bir spor değil. Böyle olduğu zamanda Avrupa’nın gerek asgari yaşam seviyesi gerek refah  düzeyi Türkiye’den çok farklı olduğu için bizde yüksek bir tabanda oluşmuş, onlarda da tabana yansıyabilir bir hal almış durumda. Ben zamanla bunun daha bir orta seviyeye daha sonrada tabi ki ekonomik seviye ile Türkiye’deki eğitim ve kültür düzeyinin artmasıyla biraz daha orta kesime ve aşağı tabana doğru ineceğini  zannediyorum. Biz şu anda atçılık, binicileri , sayısı ,at biniciliğinin ve at sporunun enstrümanlarını yapma bakımından çok gerideyiz. Bu da demek oluyor ki ileride Türkiye atçılık olarak çok büyük bir potansiyel taşıyor. Bunu olumlu olarak değerlendirirsek bu böyle. Ama olumsuz olarak değerlendirirsek şu an da ne yazık ki çok gerideyiz.

   Son olarak bu sporu yapmak isteyenler için vereceğiniz mesaj, söylemek istedikleriniz nelerdir? 

Yeni başlayacak insanların bir kere ilk etapta atın üzerine bindikten sonra atçılığı ne yönde ilerletmek istediklerini bilmeleri lazım. Çünkü insanların at sporu ile ilgili değişik hedefleri var. Kimi insan manej atçılığını, kimisi dresajı, kimisi hiç beni maneje sokma ben özgür olmak istiyorum diyor ve safariyi tercih ediyor. Ama netice itibariyle ben herkese at binmelerini tavsiye ediyorum. Çünkü bu spor iki canlıyla yapılan bir spor. Herhalde 2 canlıyla yapılan başka bir spor yoktur. İnsanı  tamamen sevgiye, hoş görüye ulaştıran bir spor binicilik sporu. Çocuklar için çok önemli bir spor. Çocukların  gelişiminde psikolojik bakımdan onları geliştiren ve eğiten nitelikte bir spor. Herkese tavsiye edilebilen, herkese ömür boyu 4-5 yaşından itibaren yaşlılık dönemine kadar sağlığı el verdikçe yapabilecekleri bir spor. Ama manej olsun, ama safari olsun yeter ki atın üzerine çıksınlar. Ve bu eşsiz  hayvanla o duyguyu paylaşsınlar, o sevgi iletişimine girsinler. Sanırım bindiklerinde ne demek istediğimi o zaman daha net anlatmış olacağım.

 Yoğun iş temponuza kısa süreliğine ara verip benimle sohbet ettiğiniz için teşekkür eder ve başarılarınızın devamını dilerim. 

Evet daha fazla söze gerek yok sanırım arkadaşlar. Gelin ve görün diyorum. Merak ettikleriniz için www.hotel-berkeranch.com adresinden de istediğiniz tüm bilgilere ulaşabilirsiniz.Pişman olmayacaksınız adeta hayran kalacaksınız ve hatta oradan ayrılmak bile istemeyeceksiniz. Bir diğer sayıda yepyeni bir mekanla görüşünceye dek hoşçakalın…

   

Binicilik sporu pahalı bir spor mu sorusuna insanlar nedense her zaman “çok pahalı, aman sakın denemeyin paranıza ve zamanınıza yazık” gibi kendi aralarında yorum yaparlar. Bazı insanlar; “Bu sporu yapmak mı istiyorsunuz?” denildiğinde cevap olarak “ Şehirden çok uzaklara gitmeniz gerekecektir, dersleri ve kıyafetleri için ayrıca masrafta bulunacaksınız” gibi konuşup, yapmak isteyenleri de bu spordan boşu boşuna uzaklaştırırlar. Bu gibi konuşmaları zaman zaman duyuyor ve çok üzülüyorum. Çünkü ülkemizde ne yazık ki binicilik sporu yeteri kadar tanıtılmamış ve bu sebeple insanlar bu sporu nerde ve nasıl yapacaklarını bilemiyorlar. Bu tip yorumların da yapılması çok normal diye düşünüyorum. Bu tip düşünceler; binicilik sporunu gerçekten nerelerde ve nasıl yapacağını bilmeyen, bu konuda yeteri kadar hatta hiç bilgisi olmayan insanlara ait olduğunu biliyorum.

Her spor gibi binicilik sporunun da başlangıç aşamasında alınması gereken kıyafetleri vardır. Tenis oynayacak iseniz; bir raketiniz, kort için uygun bir spor ayakkabınız, çorabınız, eteğiniz ya da şortunuz olmalıdır. Dalgıç olmak için bir balıkadam kıyafeti ve yanında oldukça pahalı olan ve alınması gereken malzemeleri vardır. Kayak yapmak için yine alınması gerekecek pahalı aksesuarlar olduğunu unutmayın! Binicilik diyince nedense insanlar iki kere düşünüp hep bir tereddütte bulunurlar. Bu teredütün sebebi bana göre binicilik sporunun sosyete sporu olarak halka gösterilmesi, alem, şamdan gibi magazin dergilerinde yer almasından kaynaklanıyor. Sevgili okuyucularım inanın bana binicilik sporu herkesin rahatlıkla yapabileceği bir spor dalı. Atlara yaklaşmanız için ne bir milyoner olmanız ne de her hangi bir sosyete ailesinden olmanız gerekiyor. Bu spora başlamaya karar verdiğinizde en basitinden kafamızı korumak açısından en önemli aksesuar tog, biniş esnasında bacaklarımızın yaralanmasını önlemek için binici pantolonu, en son alınması gereken malzeme ise çizmedir. Bunlar da diğer sporlar gibi bir sefer alınacak aksesuarlar kategorisine girerler. Hepsi bu.

Sporun devam ettirilme sürecine gelince; bir binici bu sporu ya keyif amaçlı yapacaktır ya da profesyonel anlamda seçeceği alanda yolunu çizecektir. Bu sadece binicilik için geçerli değildir. Her spor için böyle bir tercihte bulunuruz. Her sporda olduğu gibi yine örnek vermek gerekirsek; tenis oynayan bir sporcu eğer sadece zevk için tenis oynuyor ise o zaman sadece bir kort kiralaması gerekecektir. Bunun için o kortta ya arkadaşı ile oynayacak ya da antrenörüyle pratik yapacaktır. Sadece keyif amaçlı kayak yapan bir kişi, kayak takımlarını kiralayarak belli sezonlarda bu zevkini gideceği dağda kayarak kendini tatmin edecektir. İşte binicilik sporuna bakıldığında da bir binici atı olmadan bu sporu rahatlıkla devam ettirebilir. Bunun için at bindiği çiftlikte at kiralaması yeterli olacaktır. Tercihine göre ya doğada arazi binişleri yaparak  ya da manejde çalışarak ter atacaktır. Biniciliği yapacak kişi sağlığında problem olmaması şartı ile; ister 7 yaşında olsun, ister 70’inde, ister kadın olsun, ister erkek, ister 4 yaşında çocuk olsun ister yetişkin, bu spora gönül rahatlığı ile başlayabilir.

Sevgili okuyucularım binicilik sporunu deneyin, en azından bir kere olsun atın sırtına oturun, atın yumuşacık boynuna dokunun, onun gözlerine bakın, at tutkunu insanların arasına karışın, onlar ile bu konu hakkında sorular sorun ve bu insanlar ile müsabakaları seyretmeye gidin, binicilere destek verin. Göreceksiniz ki burası apayrı bir dünya. Bu dünyaya girince sizi bir şeylerin bu mekanlara çekeceğini fark edeceksiniz. Zaman zaman yazılarımda gidebileceğiniz kaliteli ve özel çiftliklerin tanıtımlarını yapacağım. Bu mekanları mutlaka ziyaret edin. İnanıyorum ki; bu çiftliklerde kendiniz ile ya da sevdikleriniz ile ilgili konular bulup bu sporu deneyip bağımlısı olacaksınız.

  

Her geçen sene ve her seferinde yenilenen teknoloji sayesinde bazen masamızın başına oturarak sadece klavyemize dokunarak yemek siparişi verebiliyor, en önemli bilgileri kütüphaneye bile gitmeden elde edebiliyor, oyun oynayabiliyor ve istediğimiz her konuda teknolojiden faydalanabiliyoruz. Öyle oldu ki teknolojiyi yakalamak bile imkansız hale dönüştü. Yeni üretilen son teknoloji ile donanımlı bilgisayar aldığınızı sanıyorsunuz ama bir bakıyorsunuz ki bir ay içerisinde daha da iyisi üretilmiş. Teknoloji çağında yaşadığımıza göre bunlar normal olsa gerek.

Evet hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline dönüşen teknolojik aletlerin bize sağladığı olumlu yönleri dışında hiç şüphesiz olumsuz yönleri de mevcut. Her şeyden önce kesinlikle bilgisayar teknolojisi; çocuklarımızın sosyal aktivitede bulunmalarını, kitap okumalarını, farklı ortamlara girip sosyalleşmelerini frenleyen bir sistem ne yazık ki.

Çocuklarımız ağar okul dersleri dışında zaten eğlenmeye, spor yapmaya pek vakit bulamıyorlar. Bunun için boş kaldıklarında bilgisayar oyunlarına yöneliyorlar ve saatlerce bilgisayar başından ayrılamıyorlar. Bazı aileler ise; çocuklarının hafta içi ya da hafta sonu onların da seçecekleri bir spor dalı ile uğraşmalarını sağlayabiliyorlar. Ufak çocuklar genellikle ailelerin yönlendirmeleri doğrultusunda haftalık sporlarını yapıp daha zinde daha sosyal ve daha enerjik okul hayatlarına devam ediyorlar.

Elbette her aile çocuğu için farklı spor dalını seçebilir. Bu seçim genelde ya ailelerin de yaptığı bir spor dalı üzerine çocuğu yönlendirmeleri ya da tamamen çocuğun isteği doğrultusunda seçim yapılabilir.

Günümüzde çoğumuzun çocukları için seçilen spor dalları olarak; tenis, basketbol, bale, yüzme gibi sporlara ağırlık verildiği kuşkusuz ortada. Bu yapılan tüm sporların kendilerine göre farklı kültürleri, etkinlikleri vardır. Ama bir spor var ki her spor gibi denenmesi gereken, denendiği anda kişide büyük heyecan uyandıran binicilik dalı.

 Çocuğunuz atın üzerine çıktığı andan itibaren ilk başta korkacaktır. Bu korkusunu başlangıçta; çığlık atarak, attan inmek istediğini söyleyerek, ağlayarak dile getirmesi kaçınılmazdır. Bu davranış şekli oldukça normaldir. Ancak çocuğunuz; ilerleyen dakikalarda atın ritmik hareketlerine uymaya başladığında, yüzünü bir sevinç kaplayacak. Vücudu ısınmaya, yumuşamaya, rahatlamaya başlayınca ata uyumu da artacak. Çocuğunuz bu sporu yapmaya karar verdiğinde bazı korkularını bu sayede yenecek, içindeki hırsı ortaya çıkaracak. Atlar insanlardan kat ve kat iri olmaları ile birlikte yıllardır insanoğluna boyun eğen varlıklar arasında yer alıyorlar. Bu derece güçlü ve bu derece atlara göre güçsüz olan çocukların, kendinden iri olan canlılara hükmetmesi onları ilerleyen yaşlarında olumlu yönde etkilemelerini sağlayacaktır. Atlar insanlara ve çocuklara; sabretmeyi, özgüveni, azmi, disiplini, kültürü, sanatı, sevinci, sosyalleşmeyi, eğlenceyi öğretir

Yasemin Kap, Zeynep Ülgezen, Osman Hazinedaroğlu, Emir Cemiloğlu, Elif Güleç, Damla Turhan, Alp Karlıova, Melanie Coşar, Emirhan Cümbüş…

Bu başarılı isimlerin bazıları (Zeynep Ülgezen, Elif Güleç, Damla Turhan, Osman Hazinedaroğlu, Yasemin Kap, Emir Cemiloğlu) kendilerini Romanya’nın Bükreş şehrinde 25-27 Ağustos 2006 tarihinde gerçekleştirilen Balkan At Terbiyesi Dresaj Şampiyonasına katılarak bir ilki gerçekleştirip onları daha yakından tanımamıza sebep oldular.

Onlar için binicilik demek hayallerindeki hedeflere emin adımlar ile ulaşmak anlamına geliyor. Onlar henüz 14-18 yaşlarında olmalarına rağmen yetişkin insanlar kadar mantıklı düşünüp karar verebiliyorlar. Onlar gerçek birer sporcu olmakla birlikte, çok çalışıp, yaptıkları spora oldukça fazla emek veriyorlar ve elbette çalışmalarının karşılığını da alıyorlar. Onlar binicilik sporunda gurur duyulması gereken geleceğin en başarılı usta binicileri olma yolunda hızla ilerliyorlar.

Hepsinin ortak bir noktası var. Onlar dünyanın en asil canlıları olan atlara adeta tapıyorlar. Hepsi bu eşsiz güzellikteki atlara aşık olmalarının yanında, onlara saygı da duyuyorlar. Bu genç biniciler ilk olarak Maslak’ta Gs Pony Kulüp’de atlar ile tanışıp biniciliğin ilk adımlarını atmışlar. Her birinin kendisine ait hikayesi, kazandıkları başarıları olmuş. Henüz 6-8 yaşlarında ponyler ile biniciliğin ilk adımlarını atmışlar.

Konu atlardan açıldığında hepsinin yüzü gülüyor ve büyük bir heyecanla bu güzel canlılar hakkında konuşmaktan zevk alıyorlar. Ve bu genç binciler oldukça hırslılar. Hırslı olmaları dışında biniciliğin disiplin isteyen bir spor dalı olduğunun da farkındalar.

Onlar yurtdışında kamplara katılıp binicilik ile ilgili her dalda değerlendirme fırsatı yakalamanın sevincini yaşıyorlar. Bu başarılı isimler ile sohbetlerim esnasında hepsinin aklında kalan bazı görüntüler olduğunu öğrendim. Seyis sayısının az oluşu ve bincilerin kendi atlarının bakımlarını kendileri yaptıklarını, günlük antrenmanlarını yine kendileri üstlendiklerini, binicilerin okullarının kulüplere çok yakın olduğunu ve yine bu sayede biniciliğe fazla zaman ayırabildiklerini üzülerek ve iç çekerek bastıra bastıra söylüyorlar. Ülkemizde atları sadece araç olarak kullanan, onlar ile ilgilenmeyen sporcu sayısının çoğunluğundan da bahsederek üzüntülerini dile getirmeyi ihmal etmiyorlar.

  

Bu genç binicilerin hepsi Tulya Kurtulan ile biniciliğe başlamış ve sonuna kadar da onunla antrenmanlarını yapmaya kararlı görünüyorlar. Tulya Hanım’ın bu genç biniciler üzerinde uzun seneler emek vermesinin yanında bu çocuklarda da hırsları, sevgileri, sabırları ile bugünlere geldiler. Hepsinin ortak hedefi aynı; bu genç başarılı isimler olimpiyatlara kadar gitmek istiyorlar.

Kimisi Cross Country’i, kimisi engeli, kimisi dresajı hedef olarak seçmiş kendine. Cross’u seçen gençler bu dalın daha çok adrenalin dolu olduğu için doğada engel atlamayı heyecanlı bulduğundan, sadece engeli seçenler; engel atladığında kendini göklerde hissettiğinden, dresajı seçenler ise; atıyla uyum ve denge kurarak stil binmeyi sevdiği için bu dallarda karar kılmış.

Ben hepsi ile tek tek büyük keyif alarak sohbet edip ardından binişlerini seyretme fırsatını yakaladım. Oldukça disiplinli çalışan, hata yaptığında da büyük sabırla ve atıyla kavga etmeden kendi hatasını düzeltene kadar çalışmayı sürdüren gençleri yakından izledim. Bu çocukların her birinde kendisine has farklı yetenekleri var. Ve bu yeteneklerini burada büyük bir azimle çoğaltmaya da karalılar. Sizin de onları daha yakından tanımak isteyeceğinizi düşündüm ve haklarında siz okuyucularım ile paylaşmak üzere kısa bilgiler edindim.

Yasemin Kap: Henüz 8 yaşındayken Kemer’de atlar ile tanıştı. Biniciliği daha ileriye götürebilmek için Maslak’da Gs Pony Kulüp’de Tulya Kurtulan ile çalışmalarına başladı. Yasemin her zaman atlara büyük ilgi duydu. O; engel de atlıyor fakat tercihi her zaman dresajdan yana oldu. Yasemin biniciliği yoğun okul dersleri nedeni ile ancak haftada 3 gün yapabiliyor. İleride antrenörlük bile yapabileceğini söyleyen Kap şimdilerde 7-8 yaş arası çocuklara ders vermeye başlamış bile. Şimdiye kadar kazandığı başarıları: Dresaj 2005 İstanbul Şampiyonası, Dresaj 2005 Türkiye ikincisi, Dresaj 2005 Balkan Şampiyonası üçüncüsü, Dresaj 2006 Balkan Şampiyonası Gençler kategorisinde Bronz madalya.

Damla Turhan: 9 yaşında Maslak Gs Pony Kulub’ünde atlar ile tanışan Damla şimdi 14 yaşında. Binicilik sporundan önce birçok sporu deneyen genç binici atları çok sevdiği için bu sporu seçti. Damla’da Yasemin gibi yurtdışındaki (Fransa, İrlanda, Avusturya, İngiltere) kamplara katılarak biniciliğin dallarını daha yakından inceleme fırsatı elde etti. Şimdiye kadar kazandığı başarıları; İl Dresaj Pony Ligi; il birinciliği, Esin Zembilci Ligi 2006 ve 28 Mayıs 2006’da Bölge Dresaj Şampiyonu oldu, Türkiye Dresaj Şampiyonası 2006 dördüncülüğü kazanıp milli takıma geçmeye hak kazandı. İlerideki hedefi; ülkesini dresaj disiplininde olimpiyatlarda temsil etmek.

Zeynep Ülgezen: 6 yaşında binicilik sporu ile Maslak Gs Pony Kulübün’de’da tanışan Zeynep şimdi 14 yaşında. Bu sporu seçmesinin en büyük sebeplerinden biri hayvanları ve özellikle atları çok sevmesidir. Zeynep engel atlarken kendini bulutların üzerinde hissediyor ama o yine de gönlünde yatan dalı dresaja gönül vermek isteyen sporculardan biri. Haftada 4 kere antrenman yapan Zeynep şimdiye kadar birçok başarılara imza attı. 2005’de Dresaj Bölge Şampiyonasına ve Dresaj Türkiye Şampiyonasına katıldı, 2006’da Türkiye yıldızlar şampiyonasına katılarak 1.20 m parkurunda koştu. Türkiye Şampiyonasında 1. oldu ve Milli takıma seçildi. İleriye dönük hedefi; Dresaj dalında olimpiyatlara katılmak.

Osman Hazinedaroğlu: Osman 9 yaşında gittiği bir yaz okulunun küçük ponyleri ile tanışarak binicilik sevdasına başlamış oldu. Daha sonra Maslak Gs Pony Kulübün’de Tulya Kurtulan ile biniciliğin temel dersleri ile tanışıp bugünlere kadar geldi. Osman şimdi 18 yaşında ve binicilik dallarından Cross Country’e ağırlık vermeyi istiyor. Ama bununla birlikte dresajda yaptığı dallardan biri. Osman bu sene Öss’ye hazırlandığı için bu sporu haftada 3 kere yapabiliyor. Osman’a göre atlar; uyum, hassasiyet ve dengeyi simgeliyor. Bu üç unsur atın üzerinde binicide olmazsa başarıda olmaz diyor. Kazandığı başarılar: Konkur komple yarışmalarında gençler kategorisi Milli Takımda ülkemizi temsil eden kişidir. 2005’de üç günlük yarışma disiplininde Türkiye şampiyonu oldu, Balkan şampiyonasında ferdi üçüncülüğünü elde etti.

Emir Cemiloğlu: Henüz 15 yaşında olmasına rağmen dalında birçok başarılara imza atan diğer sporcularımızdan. Her yıl yurtdışında çeşitli ülkelerde yapılan kamplara katılarak biniciliğine katkı sağlayacak tecrübeler ekliyor. 2003 yılında İngiltere’de The Pony Club Dresaj Şampiyonasında Fransa Binicilik Federsayon’unun düzenlediği Club Mondial’de 2004-2005 de ülkemizi başarıyla temsil etti. 2006’da gençler kategorisinde yer aldı. Engel atlamanın yanı sıra konkur komple ve dresaj dallarında yarışmalara katılmaya devam ediyor.

Elif Güleç: 13 yaşında olan ve hızla yükselen diğer isim Elif Güleç dalında kendini kanıtlamış diğer önemli binicilerimden biri. Elif’te diğer arkadaşları gibi 1999 yılında Maslak Gs Pony Kulübün’de Tulya Kurtulan ile biniciliğe başladı. İlk başlarda biniciliğe eğlence gözü ile bakıyordu ancak daha sonra atlar ile iç içe olmak ve binicilik sporu onun için adeta tutku haline dönüştü. Elif diğer sporları da denemiş ve sevmiş. Halen yaptığı spor dalları arasında; voleybol, kayak, golf yelken de yer alıyor. Ancak binicilik daha ağır basıyor. Yurt dışında gördüğü binicilik; onun ileride olimpiyatlara daha sıkı hazırlanmasına ve bunu kendisine hedef seçmesine sebep oldu. Elde ettiği başarıları: 2002’de Türkiye’yi temsil ederek Avusturya ve Faransa’da dünya finallerine katıldı, 12-19 Temmuz 2003 Avusturya Binicilik Kulübünde forma giyme şansını elde etti, engel atlamada ülkesine kendi yaş grubundan kazandığı birincilik derecesine kavuştu, 2004’de lisansını aldı ve resmi yarışmalara katılmaya başladı. 2005’de cumhuriyet kupasında İzmir’de birincilik onun oldu. Aynı yıl Nuri Oğlakçı kupasında D+ kategorisinde birinciliği alarak herkesi şaşırttı, 2006’da Esin Zembilci Kupası ve Dresaj Türkiye Şampiyonasında ikinciliği alırken dresajda milli takıma geçmeye hak kazandı, 2006’da balkan şampiyonasında yıldızlarda 1 altın, 2 bronz madalya elde etti.

Emirhan Cümbüş: 10 yaşında bu spor ile tanışan Emirhan şimdi 16 yaşında. O da diğer arkadaşları gibi bu spora Tulya Kurtulan ile başladı. Biniciliği seçmesinin en büyük sebep olarak atlar olduğunu söyledi. Atlar onun için adeta bir tutku halini almış. Başarılı genç sporcu Cross dalını daha çok sevdiğini dile getirdi. Cross onun için adrenalin, heyecan anlamına geliyor. Bu spor için ise; binicinin kendisini aşması anlamına geldiğini söyledi. Bu sene biniciliği haftada okul dolayısı ile 2 kere yapabildiğini ve bu antrenmanın ona yetmediğini söyledi. Lisans aldıktan sonra Bursa’da 2003 yılında bir derecesi oldu. Müsabaka Emirhan için teşvik anlamına geliyor. Yapılan her sporda bir amaç olmalı diyerek sözlerine devam ediyor. Biniciliğin sabır ve özveri istediğini  üstüne basa basa sözlerine eklemeyi ihmal etmedi.

Alp Karlıova: Alp’de henüz 14’ünde olmasına rağmen oldukça azimli olan biniciler arasında yerini koruyor. O da Maslak Gs Pony kulübünde başladı biniciliğe. Milli Takım Dresaj Kategorisinde gençlerde koşacağını belirten Karlıova engel dalından çok dresaja ağırlık verdiğini açıkladı. Dresaj’da binici ile atın uyumun önemini vurgulayarak bu dalın onda daha büyük heyecan uyandırdığını ekledi. Kazandığı başarıları: 2003 yılına kadar ponyler ile çeşitli müsabakalar koştu, 2004’de dresaj ve engelde lisansını aldı, 2005’de yapılan İstanbul dresaj bölge şampiyonasında 5. oldu, Türkiye dresaj şampiyonasında 6. olarak Yıldızlar Dresaj Milli Takımında yedeklere girdi. 2006’da yapılan dresaj liginde dördüncü oldu. Onun da diğer arkadaşları gibi ortak hedefi; olimpiyatlara katılmak.

Melanie Coşar: Aralarında en küçükleri olan Melanie henüz 5 yaşındayken atlar ile tanışarak bu spora kendini adamış isimlerden biri Ailesinin de atçılık ile ilgilenmesi ve atlara olan tutkusu onu bu sporda hızla ilerlemeye teşvik etti. Dresajı da engeli de sevdiğini belirten Melanie voltij yapmayı da çok eğlenceli buluyor. Okulundan fırsat buldukça haftada 3 kere ciddi olarak antrenmanlarına devam ediyor. Ağırlıklı olarak ponyler ile birçok başarı elde etmiş. Kategorisi D+ olduğu için kendine daha deneyimli olan biniciler ile yarıştığını söyleyerek daha çok çalışması gerektiğini vurguladı.

Bu gençlerin her biri  pırıl pırıl, azimli ve akıllı. Tulya Hanım; 23 Aralık günü Maslak’da yapacakları Müzikli Dresaj gösterisi için hazırladıkları koreografiyi izlememe olanak sağladı. Onları izlerken tüylerim diken diken oldu ve gözümde her birini gösteri kıyafetleri içerisinde hayal ederek büyük bir keyif ile seyrettim. Eğer siz de bu genç binicileri daha yakından görmek ve dresaj gibi oldukça estetik olan at terbiyesi dalını merak ettiyseniz İstanbul Atlı Spor Kulübünden biletlerinizi almayı unutmayın derim. Dresaj gösterisi ile birlikte miniklerin at sırtında yapacakları voltij gösterisine de yutkunarak, yüreğiniz hop hop ederek seyredeceğinize eminim. Gösteri hakkında daha detaylı bilgi almak için 0212 203 83 32 no’lu telefondan TKBA tesislerini arayarak  Tulya Kurtulan ile görüşebilirsiniz.

Yaklaşık 5000 yıl önce insanların atları evcilleştirdiği zamandan beri zeki ve güçlü at, insan kültürünün şekillenmesinde önemli rol oynamıştır. Sadece daha hızlı iletişim ve yolculuk olanağı sağlamakla kalmamış, aynı zamanda askeri muharebelerde kesin müttefikliğini kanıtlamıştır. İlk evcil atlar; öncelikle yemek, binmek, araba çekmek için ya da tümü için kullanılmışlardır. İnsanlık tarihinde belki de en büyük katkıyı yapmış olanlar, mütevazı  işçi atlardır. Ağır yükleri her gün çekmek için yetiştirilen işçi atları, çiftçiliğin ve sanayinin çalışmasını değiştirmişlerdir.  Mallar hızla uzun mesafelere taşınarak, ticaret gelişmiş ve dış dünyayla küçük bağlantıları olabilen köyler zenginleşmiştir. Benzer şekilde, kereste ve taşlar, şehir ve kasabalara taşınabilmiş, hammadde arzının tersanelere, marangozlara ve inşaatçılara doğru hızla akışı sağlanmıştır. 

Atlar hayatımızın uzun dönemlerinde bizler ile yolculuk yapmış ve yine bizlere her açıdan dost olmuşlardır. Engelli insanlar için bile atlar umut ışığı olmuş, onlara olan teşekkürümüzü her açıdan hak etmişlerdir.

Eski Yunanca’da atın karşılığı olan “Hippos” kelimesi bugün dünyada kendini kanıtlamış olan “Hippoterapi” adını alan tedavi yöntemi ile hayat bulmuştur. Tarihi kayıtlara göre; at sırtına binmenin duygusal ve fiziksel açıdan yararlarının anlaşılması antik yunan dönemine dayandığı gösteriliyor. Aslında bu tedavi yönteminin ne zaman hastalara uygulandığını merak edenler çıkacaktır hiç şüphesiz. 1950’li yıllarda İngiliz fizyoterapistleri her türlü özürlü hastanın ata bindirilerek bu yöntemin uygulanarak tedavi edilinebileceğini keşfetmişlerdir. Alınan olumlu sonuçlar neticesinde; iki sene sonra Avrupa’da atla yapılan bu terapi yöntemi bazı terapi merkezlerinin kurulmaya başlanmasına zemin hazırlamıştır. Bu merkezler; 1960’lı yıllarda Amerika ve Kanada’da bu sistemin kendisini geliştirmesinde ön ayak olan diğer ülkeler arasında yer almaya başlamış. Kraliyet ailesinin desteği ile; 1969 yılında İngiltere’de özürlüler için at binme derneği kurulmuş. Aynı yılda ise; NARHA adı verilen kurum Kuzey Amerika’da yine özürlüler için atla terapi yapan gruplarının merkezi olmuş. Her geçen ay ve yıllarda bu tedavi yöntemi diğer ülkelerde ilgi görüp uygulanmaya, bazı komitelerin ve Hippoterapi biriliğinin kurulmasına neden olmuştur. 1994 yılında terapi ve uygulamaya yönelik belli standartlar oluşmasına da yardımcı olan bu sistem aynı yılda Amerikan Hippoterapi Sertifikasyon Birliği ve ilk Hippoterapi Klinik Uzmanı sınavı uygulanmaya başlanmış. Büyük gelişim gösteren bu sistem ve tedavi yöntemi; büyük ülkelerde medikal açıdan tanınmaya başlanmış ve ABD’de konuşma terapistleri, doktorlar, fizik terapistleri, psikiyatriler, ve öğretmenlerin tümü hastalarına binicilik terapilerini önermeye başlamışlar.

Hippoterapi tedavisi için özel eğitim almış uzman terapistler; öğrenme bozukluğu yaşayan hastalar ile, spastik, işitme engelli, görme engelli, ruhsal bozukluk yaşayan,hareket kabiliyetini kaybetmiş, hiperaktif gibi rahatsızlığı olan kişiler için bu sistemi kullanırlar.

Hippoterapi adı altında gerçekleşen bu yöntemde kesinlikle biniciliğin temel eğitimi verilmez. Sadece sinirsel fonksiyonları ve duyumsal girdileri geliştirici eğitim programı hazırlanır ve hastalara uygulanır. Bu tedavi yönteminde hastalara kas perdesini normalize etmek, denge reaksiyonlarını geliştirmek, baş ve gövde kontrolünü sağlamak, koordinasyon, sosyal yaşam- arkadaşlık- paylaşım gibi belirgin hedefler belirlenmiştir. Ve bu hedeflere hastaların verdiği tepkiler, cevaplar sonrasında Hippoterapi tedavisinin bu gibi hastalara ne derece önemli olduğunu göstermiştir.

Atlar insanoğlu var olduğundan beri savaşlarda, yolculuklarda, yaşam mücadelesi verilirken bile en iyi dostu olmuş, bizlere günümüzde spor hayatımızda dahi en önemli görevleri üstlenen partnerimiz olurken; poloda, engel atlamada, atlı dayanıklılık müsabakalarında, dresajda, voltijde vs… hayatımızın her anında ve alanında bize destek olmuş bizimle yol almış, bizimle kazanmış, hayatımızın tüm evrelerinde bizler ile mücadelesini sürdürmüşlerdir.

Atlar karşımıza geçip bizleri eleştirmezler, sıkılıp bizlere küsmezler, bizleri suçlamazlar. Onlar dostları bildikleri insanları; bizim gibi konuşamasalar da yürekten hissederler, dinlerler, hareketleriyle cevap vermeye çalışırlar. Biz insanoğlu atların dostu olabiliriz ama bir gerçek var ki asıl dost atların uzun zamandan beri bizlerin yanında yer alarak asıl onların bizim dostumuz olduğudur. Atları yakından tanımak, engelli hastaları olan insanları bu yönde tedavi ettirmek ya da en azından daha detaylı bilgi almak isteyen tüm okuyucularım için Tulya Binicilik Akademisi yolunu tuttum ve bu konuyu araştırdım.

Tulya Hanım için atlar gerçekten bir yaşam biçimi haline dönüşmüş ve bu başarılı isim, yıllardır binicilik sporu için uğraşarak sonunda istediği noktaya gelmiş. Türkiye’deki biniciliği dünya ülkeleri arasında hak ettiği yere getirmek için emek veren eski milli bayan binicimiz Tulya Kurtulan, bu idealiyle yaşamış ve profesyonel olarak 1999 senesinde Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek “The Pony Club’ı”; 3-15 yaş arası çocuklar ile tanıştıran ve bu kurumu kuran kişi olmuş. İlerleyen senelerde “Tulya Kurtulan Binicilik Akademisi” ve  son olarak ise Türkiye Binicilik Federasyonu’na bağlı olan “Tulya Kurtulan Atlı Spor Kulübü” atçılıkla, binicilikle ilgilenen kişilerin bu sporu ister profesyonel olsun ister hobi olsun, kapılarını at ile ilgilenen tüm misafirlerine sonuna kadar açmış.

Bu üç ayrı kurum elbette ki farklı hizmetler ile karşımıza çıkıyorlar. The Pony Club; 3-15 yaşlar arasındaki çocukların biniciliği at sahibi olmadan severek başlamalarını ve bu sporu pahalı bir hobi olmadığını gösteren, biniciliği pedagojik yaklaşımlar ile bu çocuklara eğitim çerçevesi içerisinde öğreten bir kurum. Tulya Hanım; 1999 senesinde The Pony Club’ı açtığı zaman ülkemizde çok genç potansiyel biniciler olduğunu önceden biliyormuş. Ancak atlara aşık, at sevgisi ile yanıp tutuşan gençler olması kendisini bir hayli şaşırtmış ve ideallerini gerçekleştirmesi için bu işe daha sıkı bağlanmasına neden olmuş. Daha ilk senede 300 öğrenci ile çalışmalar yoğun olarak başlamış, devamında bu sayı 5-6 sene içerisinde 1000 ile 1500 rakamına ulaşmış. 1500 öğrencinin sertifika alıp bu sayının %20’sinin sahalarda koşup milli takımlara seçilmeleri ise bu kurumun ne kadar başarılı ve disiplinli çalıştığının göstergesidir diye düşünüyorum.

2003 yılında kurulan Tulya Kurtulan Binicilik Akademisi; bu sporun daha disiplinli, daha profesyonel açıdan ve bu yönde amaç hedeflemiş binicilerin  ilerlemesine olanak sağlamış ayrı bir kurumdur. Burada öğrenciler E’den başlayıp A’ya kadar devam eden 8 yıllık yoğun bir programdan geçiriliyorlar. Bu eğitimin amacı; binicinin sıfırdan başlayarak hem kişilik, hem psikolojik, hem fiziksel açıdan kendini geliştirmesi ve seçtiği atlı spor dalında hedeflerine ulaşmasında yardımcı olmaktır. Öğrencilerin kendi programını yapmasına olanak tanıyan bu eğitim sürecinde sene sonunda yapılan sınav sonrasında elde ettiği başarıya bağlı olarak sertifikalarını alıp bir üst sınıfa geçmeye hak kazanıyorlar. Bu sıkı eğitim sırasında bazı organizasyonlar ve müsabakalar yapılması ve çocukların bu organizasyonlara katılması onların katılacakları diğer yarışmalara daha az heyecanla ve yarışmayı temiz bitirmelerini sağlıyor.

Son olarak çok yeni hizmete açılan bir diğer kurum olan Tulya Kurtulan Atlı Spor Kulübü; her yaşa hitap eden ve bu sporu daha yakından takip ederek uygulamak isteyen at aşığı olan tüm sporculara sadece bir kez kayıt yaptırarak  3.000 ytl karşılığında ömür boyu bu kulüpten yararlanmalarını sağlıyor. Tulya Hanım; kayıt ücreti dışında kulüp atı ile çalışma esnasında vereceğiniz ders ücreti ve atınız var ise aylık bakım masrafı dışında başka hiçbir ücret ödemeden buradan faydalanabileceğinizi belirtti.

  

Belirtmeden geçemeyeceğim çok önemli bir başarıyı, bu konu hakkında bilgi sahibi olmayan kişileri bilgilendirmeyi kendime borç biliyorum. 25-27 Ağustos ayında Romanya’nın Bükreş şehrinde düzenlenen Balkan At Terbiyesi(dresaj) Şampiyonasına katılan 8 kişilik Yıldız milli takımımızın 7 binicisi, tarihinde ilk kez olarak Balkan Şampiyonu oldu. Ülkemizi temsil eden ve bu alanda;4’ü altın, 2’si gümüş, 6’sı bronz madalya alarak bir ilke imza atan binicilerimizi ben tekrar tebrik ediyor ve diğer önemli müsabakalarda da bizi aynı sevince boğacaklarına inanıyor ve onları yürekten destekliyorum.

Bu tesisde her türlü aktivite mevcut. İster hippoterapi olsun ister biniciliğin temel eğitimleri, herkesin kendinden bir parça bulabileceği çok yönlü bir merkez olduğu gerçeğidir. Bu anlamda belki çocuğunuzu gelecekte milli takımda yer almasını sağlayacak, kendi zevkinize uygun atlı spordan yararlanabilecek ve yine sizin isteğiniz doğrultusunda kulübe üye olarak farklı insanlar tanıyarak sosyal çevrenizi genişleteceksiniz. Üstelik şehirden çok uzaklara gitmeden de bu aktivitelerden rahatlıkla faydalanabilir, doğanın ve atların içerisinde negatif enerjinizi burada terk edip amacınıza ulaşmış olursunuz ve haftanıza ya da gününüze pozitif enerji doldurup tesisten gülen yüzler ile ayrılırsınız.

TKBA İLETİŞİM BİLGİLERİ

Gümüşdere Köyü Bahçeköy orman Yolu Sarıyer/İstanbul

Tel: 0212 203 83 32- 203 86 39

Fax: 0212 203 85 47

www.tkba.com

Her insanın çocukluktan başlayıp, yetişkinlik dönemine kadar üniversitede seçeceği meslek dalı ile ilgili hayalleri vardır. Özellikle aileler bu konuda çocuklarının tercih yapmasında büyük rol oynarlar. Anne ve babaların düşündüğü ortak amaç olumlu yönde olsa da, bu tercih, üniversite adaylarının hayatını yönlendirecek bir karar olduğu ortadadır. Dolayısı ile bu konuda her zaman aileler fikirlerini çocuklarına sunmalılar ancak onların hayallerini, kararlarını etkilememek ve onları zor durumda bırakmamak kaydı ile… Üniversite okumak, üstelik bir de öğrencinin dilediği meslek üzerine eğitim alması en önemli unsurlardan birisidir. Ama bu durum tam tersi de olabilir. Düşünsenize o kadar tercih yapıyorsunuz ve aldığınız puan sonucunda en son sıraya yazdığınız bölüm üzerine yıllarca okuyorsunuz. Ama iş mezun olup çalışmaya geldiğinde mutlu ve başarılı olma yüzdesi tartışılır boyutta ne yazık ki… Üstelik bu bölümü bir sonraki ÖSS’ye girmemek, o sıkıntıyı çekmemek için okumanız bile olası. Bazı bölümler var ki işte o bölümlere talep oldukça fazla. Ama çok yeni gündeme oturan ve geleceği çok parlak olan “At işletmeciliği, At Antrenörlüğü, Nalbantlık bölümleri üzerine yaptığım araştırmalarımı siz okurlarım için gerçekleştirdim. Evet şimdi bu satırları okurken acaba yanlış mı okudum diye tekrar bir önceki cümleye geri dönebilir, “o da ne, bu bölümden mezun olan kişi ya da çocuğum ne yapacak, atın altını mı temizleyecek, yoksa seyis mi olacak” gibi düşüncelere kapılmadan hemen makalemin geri kalan kısımlarını dikkatlice okumanızı öneriyorum. T.C Kocaeli Üniversite’sine bağlı olan Körfez Yüksek Meslek Okulu 700 dönüm arazi üzerine kurulmuş ve 2002 senesinde atçılığı meslek edinmek isteyen tüm öğrencilere kapılarını sonuna kadar açmışlar. Bu okula girmek isteyen öğrenciler için Okul Müdürü Yardımcı Doç. Doktor Sayın Erdener Balıkçı’ya alınması gereken puanları sordum. Okul Müdürü Erdener Bey “ÖSS EA taban puanları ile kızlarda (At İşletmeciliği bölümü için) 232, erkeklerde 241 puanlarını tutturmaları gerektiğini vurguladı. Her ikisi için Antrenörlük bölümü okumak isteyen tüm öğrencilerin 246 puan almaları durumunda bu okulda eğitim görebileceklerini söyledi. Dikkat ettiyseniz hem kız hem erkek öğrencilerden bahsediliyor. Yani atçılığı kariyer edinen kişiler, sadece erkek öğrenciler değil. Her sektörde alnının akı ile başaran kişiler hem cinslerim olan bayanlar da bu mesleğe göz dikmiş durumdalar. Üstelik yurt dışında bu eğitimi alan atçılar, ağırlıklı olarak bayanmış. Bu bilginin üzerine bayanların hafife alınmayacak kişiler olduğu ortada gerçekten. Öğrenciler teknik bilgilerin yanında uygulamalı dersleri de görüyorlar. Üstelik bu uygulamalı derslere ek olarak TJK’nın bünyesinde bulunan doğum yapacak kısrakları bile izlemelerinde sakınca görülmemesi TJK’nın bu öğrencilere verdiği tam desteği gözler önüne seriyor.  Bu detayların dışında at işletmeciliği bölümünden mezun olan bir kişinin meslek hayatında nerelerde ve hangi görevleri üstlendiği merak konusu hiç şüphesiz. Bu bölümden mezun olan kişi erkek olsun ya da bayan hiç fark etmez; at işine başlayacak kişilerin atçılığı öncelikle nerede yapmaları gerektiğinden, hangi alanda yapmaları gerektiğine, ahırların kurulmasından, aydınlatma bilgilerine, seyisler ile atların vasıflarından, işletmenin en işlevsel nasıl yürütülebileceğine, yemin stoklanmasından, kalitesine kadar olan tüm detayları işletme sahibine göstermesi ve uygulaması görevlerinin bir kaçı sadece. At İşletmecilerinin bu görevleri dışında TJK’nın yarış sahalarındaki işletmelerde de çalışabilmeleri imkansız değil. Yarış gelirleri-giderleri gibi iş sahalarında da meslek edinmeleri mümkün. Üstelik bu kişiler yaptıkları çalışmalara göre aylık gelirlerini kendileri belirliyorlar. Körfez YMO ile alınan diploma yurtdışında da geçerliliğini yitirmiyor ve sadece ülkemizde değil yurt dışında da bu bölümden mezun olan öğrencilere rahatlıkla kariyer yapma imkanı tanıyor. Kurum aynı zamanda At İşletmeciliği için danışmanlık hizmeti de veriyor. Çiftlik kurmak isteyen birçok işletme sahibi bu kurumdan oldukça fazla yararlanmış. Ülkenin dört bir yanından Körfez YMO’nu arayan kişiler buradan mezun olan at işletmecileri ile çalışarak sektörde oldukça başarılı olmuşlar. Büyük zorluklar ile bu günlere geldiklerini söyleyen Erdener Bey; “Bilimsel bir meslek üzerine dayandırılmamış hiçbir meslek için gelişim olamayacağını ancak aynı paralellikte ilerleyebileceğini” önemle vurguluyor.   Ülkemiz atçılık üzerine Türkçe kaynak bulma sıkıntısı yaşarken Körfez YMO atçılığı meslek edinmek isteyen kişilere okuma fırsatı tanıyan tek kurum olma sevincini yaşatıyor. Atçılığın başlı başına disiplin isteyen bir dal olması okulda bazı yasakları beraberinde getirmiş. Eğitim; canlı varlıklar ile yapıldığından ve büyük titizlik gösterilmesi gerektiğinden kurumda ne sigara içmek ne de cep telefonu kullanma izni var. “Yok artık daha neler!”diyenler için şunları söyleyebilirim ki; atlar her ne kadar asil, güzel, tatlı olsalar da, insanlardan kat ve kat güçlüler. Bu yüzden at ile uğraşan kişinin o anda ne sigara içmesi ne de cep telefonu ile konuşması doğrudur. İhmalkarsızlıktan atın da canı tehlikeye girmekle birlikte, at ile uğraşan kişinin de hayati riski çoğalır. Bu detayları düşündükten sonra, konulan yasaklara söylenecek söz bulamıyorum gerçekten.  Önceleri aileler bu bölümlere önyargı ile yaklaşmışlar. Fakat ilerleyen dönemlerde anne ve babaların bu meslek gruplarının gerekliliğini, önemini görüp çocuklarına destek çıkmaları bu ön yargının ve olumsuz düşüncelerin ortadan kaybolmasına, atçılık mesleğini bilinçli kişilerce dilden dile tanıtılmasına sebep olmuşlar. Körfez Yüksek Meslek Okulu her sene öğrencilerini mezun ediyor ve yenilerini eğitime alıyor. Eğitim açısından her geçen yıl daha da büyüyor ve daha da gelişiyorlar. Bu meslek grubu büyüdükçe ve gelişip kendini tanıttıkça halkımız tarafından bilinen biniciliğin zengin sporu mantığından ibaret olmadığını, bu sporda da kariyer yapılabileceğini göstereceğine eminim.  Konu ile ilgili kafanızda oluşmuş soru işaretlerini Körfez YMO’na giderek hem kurumu yakından tanımanızı hem de sorularınızın yanıtlarını almanızı öneriyorum. Erdener Bey okulunun ismi olan Körfez YMO olduğundan yolda giderken misafirlerin genelde Körfez levhasından saptıklarını ve bu konuda sıkıntı çektiklerini dile getirdi. Soru ve düşünceleriniz için Körfez YMO resmi web sayfasından da www.korfezmyo.kou.edu.tr kuruma ulaşabilir detaylı bilgi edinebilirsiniz.  Bu bölümü okumak isteyip de “ah geç kaldım keşke daha önce karşıma çıksaydı” diyenler için sadece şunları söyleyebilirim. Yaşınız ve mesleğiniz ne olursa olsun içinde at sevgisi olan ve atçılığı yaşam biçimi haline dönüştürmek isteyenler; unutmayın ki hiçbir şey için geç değildir.   

Binicilik ile ilgilenen insanlar ne zaman kültür gezisine çıksalar, gittikleri bölgelerde atla safari yapılan tesisleri ararlar. Onları bulduklarında da gezilerini at sırtında yapmayı ihmal etmezler çünkü kültür gezisini at sırtında yapmak demek o gezinin adrenalin dolu geçeceği anlamına gelmesi demektir.

Ben de bir hafta sonu kısa kültür gezisi yapmak üzere sırt çantamı aldığım gibi Kapadokya yolunu tuttum. Kapadokya Pers dilinde kelime anlamı olarak “Güzel Atlar Diyarı” anlamına geliyor. Roma döneminde Kapadokya’nın kısrakları öylesine değerliydi ki, bu kısrakların satışları  üzerinde özel bir vergi uygulanıyordu. O güzel atlar çok uzun zaman önce bu topraklarda yaşamış olsalar da bu isme layık olmaya çalışan Akhal Teke isimli at çiftliğine uğramadan, at binmeseniz de bu atları ziyaret etmeden ve bu heyecana ortak olmak isteyenler için söylüyorum; Kapadokya’yı yıllardır burada yaşayan atların sırtında gezmeden, sakın uçağınıza binmeyin derim.

Akhal Teke at çiftliğine girdiğimde ancak sadece atların sesini duyabiliyordum. Sanki bu atlar bana hoş geldin dercesine kişniyorlardı. Hızla atların seslerinin geldiği yöne doğru yürürken ahırların bitişiğinde bulunan padoktaki kısrakları gördüm. Padoğa yaklaşıp önce onları uzun uzun okşadım. Daha sonra havanın da güzel olmasını fırsat bilerek saatlerce fotoğraflarını çektim. Bu güzel atlar sanki fotoğraflarını çektiğimi bilerek bana adeta poz veriyorlardı. Zaman zaman padoğun içerisinde çifteler atıyor, zaman zaman yerde yuvarlanıyorlardı. Bir anne oğul vardı ki gerçekten görülmeye değerdi. Güneşin pırıl pırıl olduğu bu güzel günde, küçük tay annesinin yanından ayrılmadan bir sağa, bir sola sıçrıyordu. Hani hepimizin yakından tanıdığı siyah inci var ya; işte bu küçük canavar da aynı bu ata benziyordu. Simsiyah bir beden ve alnında küçücük beyaz lekesi size kendini aşık edebilir boyutta gerçekten.  Yumuşacık bebek tüyleri hala dökülmemişti, aksine bu tüyler kış için hazırlık yapıyorlardı. Ben onların aralarına dalmışken arkamdan doludizgin geçen iki yağız (siyah at) aygır otlağa doğru koşmaya başladı ve arkalarında oluşan yoğun toz bulutunun arasında kalmama sebep oldular. İkisinin birbiri ile yarışırcasına koşmalarını seyretmenizi çok isterdim. Gözüme kaçmış tozları temizlemeye çalışırken; aralarındaki kısa rekabeti hem seyrediyor hem de deklanşörüme hızla basıp bu güzel kareleri ölümsüzleştirmeye çalışıyordum. Onlar otlakta otlarlarken ben de bir mola verip çiftliğin restaurant bölümüne geçip zil çalan karnımı doyurmaya karar verdim.

Avanos’ta bulunan Akhal Teke at çiftliği sahibi Ercihan Dilari bu hayaline sadece bir at ile başlamış. Zamanla at sayısı üçe, daha sonra altıya ulaşmış. Bu atlar ile bölgeye gelen yerli yabancı turistlere rehberlik yapmış. Ercihan Bey’in at sevgisi ve tutkusu onu zamanla profesyonel düşünmeye teşvik etmiş ve günümüze kadar getirmiş. Akhal Teke çiftliğinde şimdilerde tam tamına elli at yaşıyor. Özellikle Amerikalıların geldiği bu güzel tesiste turistler hem spor yapıyor hem de bu bölgeyi karış karış geziyorlar. Düzenlenen bu turlar neredeyse 18 yıldır yapılsa da ne yazık ki yabancı turistlerin ağırlıklı olarak rağbet göstermesinden dolayı çoğumuzun bu güzel yerden haberi yok. Elbette buraya gelen herkesin binicilik bilgisi olması gerekmiyor ama 6-7 saatlik arazi turlarına, daha önce hiç at binmemiş bir misafir için bu gezinti hayal olarak kalıyor. Ancak at binmeyi hiç bilmeyen misafirlere Akhal Teke at çiftliği içerisindeki kum pistte 15 dk’lık kısa turlar yaptırılıyor. Hiç bilmeyenler bile bu güzel yere gelip at binmeden bölgeden ayrılmıyorlar.

Akhal Teke ismi nereden geldiğini merak edip çiftlik sahibi Ercihan Bey’in Kızı olan Tuğba Dilari’ye sordum. Tuğba Hanım; Akhal Teke atının has Türk atı olduğunu ve bu cinsin Arap atı kadar dayanıklı olabileceğini, hatta çölde develerden sonra gelen en güçlü at olduklarını, günlerce aç, susuz çölde sahibine eşlik edebileceklerini dile getirdi. Akhal Teke cinsi atının bölgede toplam kaç tane olduğunu sorduğumda da Tuğba Hanım, Türkiye’de bu at cinsinin sadece 3 tane kaldığını üzülerek belirtti. Kısrak olanın bu çiftlikte, diğer ikisinin de sahiplerinde olup iğdiş olduklarını söyledi.

Onlar yıllardır bu işi yapıyor ve ileriye dönük birçok projeleri var. En yakın olanı ise çiftlikte konaklamaya yönelik inşaatın başlaması. Zaten böyle güzel bir çiftlikte at binip yorgun bedenlerin buradan ayrılması yanlış olur. Hayal edin; atlar ile günlerce Kapadokya’yı geziyorsunuz, geceleri çadır kurup Güzel Atlar Diyarı’nda o güzel atlar ile kısa süreliğine zaman geçiriyorsunuz. Bindiğiniz at sizin en yakın dostunuz oluyor. Ama yaşanılan her güzel anın sonuçlanması kaçınılmaz. Bu yüzden çiftlik sahibi Ercihan Bey buraya gelip atları ile daha sık zaman geçirmek isteyen insanlar için bu konaklama projesini gerçekleştirmeye karar vermiş. 2007 yaz sezonunda Akhal Teke at çiftliğinde siz at tutkunları; günün erken saatlerinde atların kişnemeleri ile uyanacak, güzel bir kahvaltı ardından yine onlar ile uzun bir Kapadokya turuna çıkacak ve dönüşte padok manzaralı restaurantta film seyreder gibi atları gözlemleyerek yemeğinizi yiyecek, ardından şarabınızı yudumlayacak ve zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız. Belki de buraya ve bu güzel atlara öyle aşık olacaksınız ki buranın müdavimleri haline dönüşeceksiniz.

Kapadokya dediğimiz zaman hepimizin aklına gelen ilk karakteristik özellik “Peribacaları” olur hiç şüphesiz. Kapadokya’nın yüzey şekilleri 30 milyon yıl öncesine dayanıyor. Günümüzdeki son halinin oluşumunu ise; yanardağ patlamalarının bölgeyi kül tabakası ile kaplaması sayesinde olmuştur. Bu kül tabakası daha sonra, katılaşarak tüf adı verilen kolay aşınabilir bir malzemeye dönüşmüştür. Tüf zamanla aşınarak Ürgüp civarındaki şapkalı peribacaları günümüzdeki son görünümlerine ulaşmışlardır. Bizlere düşen ise; onların eşsiz güzelliklerini fotoğraflamak kalıyor sanırım.

 Peri bacalarından bahsetmişken herkesin kolaylıkla görebileceği bir doğa harikasından bahsetmek istiyorum. Bu peribacasının diğerlerinden farkı; görünüm olarak deveye benzemesi. O yönde ilerlerken motorunuzu durdurup onu fotoğraflamanız, hem de bu olağanüstü doğal güzelliğe hayran kalmanız kaçınılmaz diye düşünüyorum. Büyüleyici doğal oluşumları görmek için adresleriniz; Ürgüp, Göreme, Nevşehir olsun.

Biraz da yeraltı kentlerinden bahsetmek istiyorum siz sevgili okuyucularıma. Tüf yumuşaklığı ile kolayca kazılarak barınak haline getirilen yeraltı kaynakları; zamanında insanların yaşam alanları haline dönüşmüşler. Bu yaşam alanları içerisinde de; ahırlar, kuyular, havalandırma sistemleri, kiliseler ve ambarlar da varmış.

Kapadokya’ya geldiğinizde mutlaka Karanlık Kilise’sini, Elmalı Kilise’yi, Kızlar Manastır’ını görmeden evinize dönmeyin. Neden mi? Çok kısa bahsetmem gerekirse; Kızlar Manastırı’nda kaya içine oyulmuş bir yapı gözünüzde canlandırın. İşte bu yapıda eskiden keşişler yaşarmış ve burada çalışırlarmış. Dışarıdan bakıldığında baştan aşağı küçük küçük penceler vardır. Üst odalara nasıl çıkarlardı sorusunu da anlatılanlara göre; bir merdiven veya bir tür yapı iskelesi yardımı ile ulaşıldığı sanılıyor. Karanlık Kilise ise; İsa’nın göğe yükselişinin tasvir edildiği freskler bulunuyor. Elamlı Kilisesin’de yine muhteşem freskler göze çarpıyor. Ayrıca kayaların içine oyulmuş kaya kilisesini süsleyen olağanüstü freskler de Hristiyanlık dininin ne kadar güçlü olduğunun kanıtıdır demeden geçemeyeceğim. Hepimizin bildiği gibi buranın en büyük gelir kaynağı hiç kuşkusuz turizm olmasıdır. Turizm dışında; tahılın, üzümün, bitkisel yağ, şarabın ve şekerpancarı üretimi de ülke genelinde büyük bir paya sahiptir.

   

Zaman zaman bazı dizi çekimlerine de ev sahipliğini yapmış bu güzel atlar diyarı… Hepimizin severek izlediği Asmalı Konağı ziyaret etmeden buradan ayrılmak yanlış olur diyorum ve Yunak evlerinin yakınında bulunan konağın yolunu tutuyorum. Yunak evleri demişken; atlamadan geçemeyeceğim bu Hotel; Ürgüp’ün görülmesi ve hatta konaklamadan gidilmemesi gereken olağan üstü bir yer. Toplamda 29 odası bulunan Yunak Evlerinde yaşarken kendinizi zamanda yolculuk yapmış gibi hissedeceksiniz. Burada konaklama ücretleri hakkında bilgi vermem gerekirse; standart odalar için, iki kişilik her şey dahil kdv fiyatı 140$, suit odalar için yine her şey dahil kdv 200$ olarak belirlenmiş ve siz misafirlerine sunulmuş. Nisan, Mayıs, Eylül, Ekim aylarında yoğun olarak çalışan Yunak Evleri Müdürü Hüseyin Tiryaki şimdiden 2007 rezervasyonlarını almaya başladığını söyledi. Sevgili okuyucularım; siz siz olun Kapadokya’ya gelip de Yunak Evlerini görmeden hatta konaklamadan geri dönmeyin.

Dizilerden bahsetmişken biraz da Akhal Teke atlarının kullanıldığı Dede Korkut Destanı çekimlerinden bahsetmek istiyorum. Atilla Candemir’in yönettiği ve oyuncularının Murat Sergen, Işıl Sergen, Demir Karahan gibi tanıdık simaların rol aldığı 12 bölümden oluşan bu önemli sinema filminin üniversitelerde gösterileceğini belirtmeden geçemeyeceğim.

Kapadokya’yı belleklerinize rahatlıkla kazıyabileceğiniz Üçhisar Kalesini, Göreme Vadisi ile renkli fresklerinin ünlü kiliselerin bulunduğu Açık Hava Müzesini, dünyaca ünlü Peri Bacalarını, Pembe vadi olan Derbent Vadisini gezmeyi unutmayın. Eve dönerken bu güzel atlar diyarına ait yöresel el emeği malzemelerini yanınızda götürmeyi ve bol bol fotoğraf çekmeyi ihmal etmeyin. Unutmayın fotoğraflar geçmişte bizleri yaşadığımız tarihe götürür ve tıpkı o an yaşadığımız duyguları yaşatacak güce sahiptirler.

Bir gün sevdiğiniz biri ile ya da tek katılacağınız kültür turları için araştırma yaparken sakın Güzel Atlar Diyarı’nı gözden kaçırmayın. Buraya gelip de Akhal Teke at çiftliğine uğramadan ve bu bölgedeki doğal güzellikleri at sırtında gezmeden evinizin yolunu tutmayın diyorum.

   

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.